Reklam Ajansında Çalısmayı Neden Çok Seviyorum?

Yaratıcılık dünyamızı şekillendiren ve anlamlandıran yegane olgulardan. Dünyadaki her buluşun, gelişimin, kültürün, ilerlemenin, sanatın, büyümenin ardında yaratıcılık yatıyor. Bununla birlikte işi sadece yaratıcılık olan endüstriler de var. Mesela bizim sektör: Reklam dünyası. Reklamcılar, iletişimciler, yaratıcı ajans insanları. Ben kısaca reklamcılar diyeceğim bizim bu ekibe. Hayatını yaratıcılıklarını kullanarak kazanmaya karar verecek kadar cesur bir seçim yapmış, kafası çalışan, üreten, yetenekli, iletişimi bilen bir avuç insan topluluğu.

Genel olarak yaratıcı endüstriler çoğu insanın mutlu olabileceği bir alan değil. Neden mi? Düşünsenize, her yeni güne uyandığınızda yeni bir şeyler yaratmak zorundasınız. Her gün. Yarattığınız şeyleri insanlara beğendirmek zorundasınız. Her gün. Yarattığınız şeylerle insanların, markaların, şirketlerin problemlerini çözmek zorundasınız. Her gün. Tüm bunları iyi yapmak zorundasınız. Her gün. Üstelik farklı endüstriler ve farklı markalar için bunu yapmak zorundasınız. Ve başarılı bir işin henüz keyfini süremeden önünüze gelen bir sonraki zorlu göreve konsantre olmak zorundasınız. Sürekli bir belirsizlik hali. Bir gün göklerdesiniz ertesi gün zeminde. Sürekli bir jet lag durumu. Zor.

Madem bu kadar zor, neden bu mesleği çok seviyorum? Anlatayım.

Öncelikle bu topluluğun ortak özelliği zorlu bir meslek seçmiş olduklarının bilincinde olmalarıdır. Bu benim hoşuma gidiyor. Cesaret ister çünkü. Çünkü altında bir kendine güven ve fark yaratma çabası vardır. Sürüden ayrılan kişidir reklamcı. Mutsuz kalabalıklara katılmak yerine mutlu olacağı iş için mücadeleyi göze alan kişidir. Ve yine bu seçimde büyük bir özgüven yatar. Aklına, fikrine, yeteneğine, üretme gücüne inanç yatar. Her gün yeni bir şey yaratma ve hayata geçirme baskısına meydan okuma vardır. Hayata karşı bir duruştur. Kendine duyduğun güvenin manifestosudur bu meslek seçimin. Benim bu mesleği çok sevmemdeki en büyük neden bu kişisel duruştur. Bu duruş sevilmez mi?

Bilmeyenler, ajanslardaki rahatlığın, eğlencenin vs genç insanları çektiğini düşünür. Çok sığ bulurum bu yorumları. Yukarıda anlattığım hayata karşı temel bir bakış vardır esasen altında. İçi doludur bu tercihin. Bazen gençler bile farkında olmaz bunun, sonradan kavrar, anlar, anlamlandırır. Dünyayı değiştiren şeylerin fikir olduğuna inanç vardır. Üretmeye dönük bilinç vardır bu seçimde.

Gelelim diğer nedenlere. Reklamcı insan bilir ki başarıyı fikirleri, ürettikleri ve yarattığı katma değer ile yakalıyordur. Yani ne kurumsal politika, ne başarılı mail atma teknikleri, ne kurumsal konumlandırma, ne de patronla ilişkiler. Bunlar sökmez bizde. Başarıyı hakkıyla kazanıyordur. Yaptığı iş ortadadır. Bence bu büyük bir motivasyon. “İnsan” dediğimiz varlığın doğası gereği. Bu gerçek için mesleğimi seviyorum.

Sonra yine bu reklamcı bilir ki fikirleri değerlidir. Saygı görür. Her şeyden önce fikir değerlidir! İster yeni mezun olsun ister kreatif direktör, bilir ki fikrin nereden nasıl geleceği belli olmaz. Fikrin, üretmenin, katma değerin rütbesi, kıdemi olmaz. Bu özgürlüğü seviyorum.

İşin bir de gelişim boyutu var ki söylemeden geçilmez. Reklamcılar zorlu ve yorucu zihinsel faaliyettedirler. Bu zihinsel çaba hiç bir sektör ile kıyaslanmaz bile. O yüzden güçlendirir reklamcıları. Kısa zamanda çok mesafeler kat ettirir; hem kişisel gelişim olarak hem de mesleki birikim olarak. Bu fırsatlar bolluğu bizim mesleğin en çarpıcı özelliklerinden.

Ve aslında toplumun geneline subjektif gibi görünse de, aslında reklamcılık çok objektif bir iştir. Verilen emek, harcanan zaman, bulunan fikir, üretilen iş kabak gibi ortadadır. Üretmek de reklamcıya büyük keyif verir, iş hazzı verir; onu hayata ve mesleğe bağlar. Bu bağ bu mesleğin en tatlı aromasıdır. Yaşayan bilir, sever.

Art direktör, metin yazarı, sosyal medya uzmanı, stratejist, yazılımcı, müşteri temsilcisi, yöneticiler, herkes.. Reklam ajansındaki herkes bu yaratma ve üretme sürecinin merkezindedirler. Ve bir şeyleri hayata geçirmenin verdiği haz bu insanları ayakta tutar. Ben tüm ajans insanlarına, kendilerine bu kadar güvendikleri ve yaratmayı seçtikleri için büyük saygı duyuyorum. Hele ki genç insanlara. Saygı duyduğun insanlarla çalışmanın huzurunu seviyorum.

Gelelim diğer bir nedene. Tamamen kendin olarak davranıp, kendin olabildiğin; yeteneklerin ve birikimin ile kendini ispat edebildiğin meslektir çünkü. Rol yapmana lüzum yoktur. Ayrıca hayata bakışın, gözlemlerin, dünyayı algılayışın, hobilerin, okuduğun kitaplar, izlediğin filmler, bunların hepsi işinde büyük bir girdidir. Yani başkasının hobi diye yaptığı şey senin için aynı zamanda mesleki bir gelişimdir. Kullanırsın çünkü onları. İçgörüleri, fikirleri, çözümleri, stratejileri bunlarla beslersin. İlgi alanların ile mesleğin birbirine yakındır. Kurumsal hayattaki çoğu insan gibi iki farklı dünyayı kalın bir çizgiyle ayırmak zorunda kalmazsın. Tek bir hayatın vardır. Gerçek bir hayat. Onu yaşarsın. Ben bu gerçek hayatı yaşamayı seviyorum.

Ve hayatta çok zor olan her şeyin çok güzel olduğunu biliyorum. Tıpkı bizim meslek gibi.

Tüm “yaratıcı ajans insanlarına” sevgilerimle.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *